|
İmroz ve Bozcaada vitrini
By PROF.
Baskin Oran
Avrupa
Konseyi, “Gökçeada ve Bozcaada” raporunu 27 Haziran’da kabul etti.
Ve bildik şeyler tekrarlandı yine. CHP’li H. Koç kalktı, “Bunlar
kabul edilemez; Yunanistan da B.Trakya’da baskı yapıyor” dedi.
CHP’li B. Keleş “Rumlar baskıdan değil, ekonomik sebeplerden göç
etti” dedi (H. Köylü, Radikal, 28.06.08). Dışişleri Bakanlığı da
şablon bildirisini yayınladı: “Rapor, ülkemiz hakkında bir dizi
önyargıya dayandırılmış olup, Lozan’da tesis edilmiş mütekabiliyet
ilkesini göz ardı etmektedir.”
Öğrenmek zor meslek
İnsan
anasının karnında öğrenmez.
Ben de yıllar önce Lozan Md.45’in mütekabiliyet getirdiğini
sanıyordum; okulda öyle öğrettilerdi. Sonra öğrendim (ve bin kere
yazdım) ki, bu bir “karşılıklı yükümlülük”tür. Çünkü mütekabiliyet
açıkça, “sen benim soydaşıma vurursan, ben de senin soydaşın olan
kendi vatandaşımın gözünü patlatırım” demektir. Bu yüzden de insan
hakları alanında yasaklanmıştır (1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku
Sözleşmesi, md. 60/5).
CHP öğrenmekten muaf. Ama Dışişleri Bakanlığı öğrenmeli. Çünkü
“tarihi geçmiş bilgi”, aynen “tarihi geçmiş ilaç” gibi tehlikelidir.
Savunmada kullanırsan aşağılarlar adamı. Uluslararası alanda
aşağılanmak, bir devlet için ölümden beterdir.
Samimi söylüyorum, Türkiye raportöre çemkireceğine ona teşekkür
etmeli. En az iki sebepten: 1) Böylesine kapsamlı ve objektif bir
rapor yazdıracak adam zor bulunur; 2) Rapor gerçekten iyi niyetle
yazılmış. Türkiye’deki kimi iyileştirmeleri övüyor. Olup bitenlerin
hep Kıbrıs yüzünden olduğunu kabul ediyor. Afaki şeyler de
söylemiyor; Türkiye’nin çok işine yarayacak somut öneriler getiriyor:
Rum çocuklara bir okul açın (zaten Lozan bunu emrediyor). El
koyduğunuz malları geri verin (zaten vermezsen AİHM tazminata
hükmediyor).
Amacını ise şöyle belirtiyor: Adalardaki iki kültürlü yapıyı
koruyacak bir Türkiye, modası geçmiş milliyetçi refleksleri aştığını
ve Avrupa ilkelerini uyguladığını gösterir bir vitrin kurmuş
olacaktır.
Lozan’daki durum
Burada bitirsem yeridir. Ama benim derdim benim gibi düşünenlerin
imanını tazelemek değil. Ters düşünenlere bilgi vermek. Mesela,
kurucu antlaşmamız Lozan’ın 14. Maddesini hiç duydunuz mu:
“Türk egemenliği altında kalan İmroz ve Bozcaada, yerel yönetim ile
can ve mal güvenliği bakımından, gayrimüslim yerli halka gerekli
bütün güvenceyi sağlayan, yerel unsurlardan kurulu bir özel yönetim
örgütünden yararlanacaktı r. Bu adalarda düzenin korunması, yukarıda
öngörülen yerel yönetim örgütünün aracılığıyla yerli halktan
seçilmiş ve bu örgütün emrinde bulunan bir polis kuvvetince
sağlanacaktır.”
Yani, nüfusları Rum diye Lozan’da önce Yunanistan’a verilmesi
planlanmış bu iki ada, sonra Ankara’nın güvenlik itirazlarıyla
Türkiye’ye bırakılıyor. Ama bir şartla: Gayrimüslim halka özel bir
özerk yönetim kurmak. 14. Maddenin sebep-i hikmeti işte bu.
Md. 14’ü hiçbir zaman uygulamıyoruz. Üstelik, aynen Rapor’da
belirtilenleri yapmaya girişiyoruz: Daha 1927’de, Lozan md. 37 ve
40’ı da ihlal ederek Rumca eğitimi yasaklıyoruz (1151 s. yasa, md.
14). Tamamen tarım ve balıkçılıkla geçinen Rum nüfusun tarlalarının
kamulaştırılması 1964’te başlıyor. Ne için: 1) Askerî havaalanı
yapmak; 2) Yarı-açık cezaevi yapmak; 3) Devlet üretim çiftliği
yapmak.
64’te
balıkçılığı da yasaklıyoruz.
Bu
durumda, CHP’li Birgen Keleş’inki “ekonomik sebeplerle göç” mü
oluyor yoksa milliyetçi rahatlama mı? Köylü bu insanlar. Kanaatkar.
Üstelik, isteseler bile köklerini sökmeleri zor. 1960’ların sonundan
itibaren bir de adadaki Rum vakıf mallarına meşhuuur 1936
Beyannamesi icabı el konmaya başlanıyor. Kiliseler artık dökülüyor.
Buna paralel olarak 73’te Trabzon’dan, 84’te Isparta, Burdur,
Muğla’dan, 2000’de Çanakkale, Biga’dan yollanan “Beyaz Türk”
kolonlar artıyor. Ama Rumların asıl derdi, adada serbest dolaşarak
bu insanları fena halde taciz eden yarı-açık cezaevi mahkumları.
Bu cezaevi nihayet Aralık 91’de kapatılıyor. Rumlara jest? Ne jesti
yahu, Rum kalmamış ki! Ben size mesela İmroz nüfusunun seyrini
vereyim de görün (bu arada onun da adını 1970’te değiştirip Gökçeada
yapıyoruz): 1912’de: Rumlar 9.357, Müslümanlar 99 kişi. 1960’ta
Rumlar: 5.487, Müslümanlar 289. 1970’te bu sayılar 4.020 ve 2.571.
1985’te 472 ve 7.138. 1990’da 300 Rum, 7200 Müslüman. Bugün, iki
adadaki Rumların toplamı 275 insan. “Bir ayağı çukurda” türden.
Sonuç
Bu rapor, gerçekten bir “vitrin” düzenlemek için büyük nimet. Bu
adalar dünyaya örnek olur. B.Trakya Türkleri de rahat eder.
Ama raportör Türkiye’den habersiz. Şu anda milliyetçilikten
kırıldığımızı bilmiyor. Doğru işi yanlış zamanda yapıyor. Kimsenin
dinlemeye niyeti yok.
Şimdi, karşılıklı olarak tüm Türk-Yunan azınlık sorunlarını
işleyecek Michel Hunault raporu gelecek. Onu beklerken artık şunu
öğrenelim: Karşılıklı azınlık sorunlarında bir tarafın kurtuluşu
ancak öbür tarafın da kurtulmasına bağlıdır. B. Trakya Türkleri ile
Türkiye Rumları elele vermeden bu iki azınlık kurtulamayacak.
Bu iki
ülke de. |